Hastaneler Kaç Derece Olmalı?
Hayat, bazen umutsuz bir bekleyişle geçer. Her anı bir soruyla, bir cevapsız soru işaretiyle dolu. Kayseri’nin soğuk rüzgarları arasında, bir hastane odasında geçirdiğim birkaç saat, bana hayatın anlamını bir kez daha sorgulatmıştı. Belki de sorulması gereken gerçek soru şuydu: Hastaneler kaç derece olmalı?
Bir Sonraki Adım Ne Olacak?
Bazen bir kış sabahı, kaybolan zamanın farkına varırsınız. O sabah, Kayseri’nin tipik soğuklarından biriydi. Gözlerim uykudan ağır, ruhum ise dolup taşan bir yorgunluktan dolayı dertliydi. Telefonumda birkaç önemli mesaj vardı; ama birini açmadım. Çünkü mesajlardan birinde, annemin hastaneye kaldırıldığı yazıyordu.
Annemi, yıllardır sevgiyle bakıp koruduğum kadını, şimdi yatakta yatarken görmek… Bunu düşündükçe midemde bir şeylerin hırçınca hareket ettiğini hissediyorum. Ne zaman hastalık konusu gelse, ilk aklıma gelen sorulardan biri şu olur: Hastaneler gerçekten nasıl olmalı? Hangi sıcaklık, hangi atmosfer insanı iyileştirebilir? Bir odanın havası insanın ruhunu iyileştirebilir mi?
Bir Hastane Odasında Zamanın Durduğu Anlar
Hastaneye girdiğimde, her şeyin soğuk ve ruhsuz olduğunu düşündüm. Kayseri’nin soğukları bile buradaki atmosferin yanında adeta ılık bir rüzgar gibiydi. Hemşireler, doktorlar, steril ortam… Her şey bembeyaz, her şey o kadar soğuktu ki. Havanın sıcaklığı, sanki yıllardır taşımadığım bir yük gibi üstüme çöküyordu. Cebimdeki telefonun ekranı, duvarlardaki beyaz ışıklara yansıyarak gözlerimi kamaştırıyordu. Yalnızca bir hastane odasında, saatlerin nasıl geçtiğini anlamadan zamanla savaşırsınız. Ama bu kadar hızlı geçmesinin, bir anlamı olmalıydı.
Annemin odasında, tek başıma ne kadar beklersem bekleyeyim, bir türlü içimi huzurla dolduracak bir şey bulamıyordum. Bir hemşirenin söylediği bir cümle hala aklımda: “Burası steril bir ortam, burada herkesin sağlığı her şeyden önce gelir.” Ama ya bir insanın duygusal iyileşmesi? Ya da o an, hastanın sadece vücuduna değil, ruhuna da dokunması gerekseydi? Sadece tıbbi prosedürler değil, bir ortamın sıcaklığı, hastaya nasıl bir motivasyon verir?
Saatler geçtikçe odaya biraz daha odaklandım. Işığın soğukluğu, sert yataklar, steril kokular… Bir hastane ortamında olmasına rağmen, annemin gözlerindeki korkuyu gidermek için ne bir tebessüm, ne de bir sıcaklık vardı. Soğuk bir odada beklerken, hastaların sadece fiziksel açıdan iyileşmesi gerektiğini düşünmüştüm. Ama sonra fark ettim ki; bir insanın iyileşebilmesi için hem ruhunun hem de bedeninin sağlıklı olması gerekiyor. Hem bedeni, hem de ruhu iyileştiren bir ortam yaratmak için hastanelerin çok daha sıcak olması gerektiğini düşünmeye başladım.
Soğuk Duvarda Bir Hayal Kırıklığı
Bir hastanede bu kadar soğukluk olması, hayatın kendisine karşı bir isyan gibi hissettiriyor. Sadece fiziksel olarak değil, duygusal olarak da hasta oluyorsunuz. Bunu fark ettiğim an, hastanenin kaç derece olmasının gerektiğini sorgulamaya başladım. Bu odada beklerken, her şeyin düzeleceğini düşünüyordum ama her geçen dakika, insanın sadece beklemekten yorulduğunu fark ettim.
Hastanenin duvarlarında, belli belirsiz yeşil tonlarında boyalar vardı. Ama bu yeşilin hiçbir sıcaklık hissettirmediğini çok iyi biliyordum. Bir hastanede ruhu iyileştirecek bir dokunuş yoktu. İyileşmek, sadece ilaçlarla mı mümkün oluyordu? Hemşirenin bana bir cümlesi daha takıldı: “Burada herkesin moralini yüksek tutmaya çalışıyoruz.” Ama, o kadar uzak bir anlamı vardı ki. Yüksek moral nedir? O kadar güzel söylenmiş bir cümleydi ki… Ama o cümleye ne kadar inanabilirdim?
Bir hastanenin sıcaklığı, bir insanın iyileşmesine ne kadar katkı sağlayabilir? Bu sorunun cevabını bulamadan, hastane odasından çıkmak zorundaydım. Ama o an, bir başka soruyla karşılaştım: Hastaneler kaç derece olmalı? Belki de sormamız gereken soru buydu.
Güzel Bir Umut Işığı
Bir hastanede, sıcaklık sadece fiziki bir durum değil, insan ruhunun ihtiyaç duyduğu sıcaklığı da karşılamalıydı. Annem iyileşirken, ben de kendimi iyileştirmeliydim. Hayat her zaman kolay değildi ve zamanla anlamalıydım. Anlatılması gereken her şey, bazen kelimelerle değil, duygularla anlatılır. Zamanla büyüdükçe, kayıplarınızla büyürsünüz. Ve bir kayıp, insanın hayatta neyi gerçekten önemsediğini sorgulamanıza neden olur.
Bazen hastanelerin kaç derece olması gerektiğini düşünürken, kendi içimde daha derin bir soruya odaklandım: “Hayatta insanın iyileşebilmesi için başka neye ihtiyacı var?” Şimdi fark ediyorum ki, belki de hastanelerin sıcaklık derecesi, insanın kalbinin sıcaklığıyla doğru orantılıydı. Hastaneler, sadece tedavi edilen bir bedenin değil, bir insanın ruhunun da iyileşmesine yardımcı olmalıydı. Geriye dönüp baktığımda, hastaneye gittiğim ilk günden bugüne kadar geçen zamanın bir anlamı vardı. Ama insan, bazen içsel olarak iyileşmeden, dışarıdaki dünyaya ne kadar sıcaklık verseniz de yeterli olmaz.
İçim bir parça rahatladı. Her şeyin yolunda olduğunu düşündüm ve annemin odasına döndüm. Gözlerinde biraz umut, biraz huzur vardı. Bir hastanenin kaç derece olması gerektiğini artık biliyordum: “İçimizdeki sıcaklık kadar…”